Koleksiyoncular İçin Rehber

Koleksiyoncular için rehber

Orta ve ileri seviye için. Beş bölüm.

Yığına bakmak

Otuz beş yıl aynı tezgâhın arkasında durunca bazı şeyleri öğrenmiyorsunuz, fark ediyorsunuz. İçeri giren birinin ne aradığını, nereye baktığını, neye hiç bakmadığını.

Bir kütüphane satışa çıkar. Sahibi vefat etmiştir ya da ev boşalmaktadır. Mirasçılar odaya bakar, kaç kitap olduğunu sayar, ötesini bilmezler.

Alıcı gelir. Rafların önünde yürür, hiçbir şeye elini sürmez, sadece sırtlara bakar. Birkaç dakika sonra kütüphanenin tamamı için tek bir fiyat söyler. Pazarlık uzamaz, para ödenir, kitaplar yüklenir.

Söylenen fiyat, odadaki bin kitabın ortalamasından çıkmış bir sayı değildir. Raflarda gözüne çarpan üç ya da dört kitabın karşılığıdır. Geri kalanı fiyata dahil edilmemiş, sadece beraberinde gelmiştir.

Bunun böyle olduğunu anlamak için o odada bulunmanız gerekmez. Yeterince uzun süre bu işin içindeyseniz, birinin yığına nasıl baktığından ne bulduğunu çıkarırsınız.

Aranan şey uyumsuzluktur

Koleksiyoncunun gözü bir katalog değil, bir alarm sistemidir. Yığındaki bir nesnenin çevresine ait olmadığını fark eder. Yanındaki her şey yıpranmışken fazla iyi durumda duran cilt. Dönemine göre fazla erken bir tipografi. Ucuz eşyaların arasında ağırlığı tuhaf gelen bir parça. Hepsi aynı evden çıkmış gibi duran bir kutuda tek başına farklı duran şey.

Bu bir hız becerisidir. Usta koleksiyoncu yığının yüzde doksan sekizini saniyeler içinde eler ve kalan yüzde ikiye zaman ayırır. Yavaş bakmaz, seçici bakar. Elemenin kendisi de bir bilgidir: bir odadan eli boş çıkmak başarısızlık değil, doğru çalışan bir gözün sonucudur.

Bu göz öğrenilebilir. Ama kitaptan değil, tekrarla öğrenilir. Bin tane kartı elinize aldıysanız bin birincisi yanlışsa elinizde hissedersiniz. Neden yanlış olduğunu ancak sonra açıklarsınız.

Her nesne kimliğini üstünde taşır

İkinci beceri şu inançtan doğar: seri üretilmiş hiçbir nesne anonim değildir. Hepsi ne zaman, nerede, hangi baskıda yapıldığını bir yerine yazmıştır. İş, o yerin nerede olduğunu bilmektir.

Çizgi romanda künye sayfasındaki rakam dizisi kaçıncı baskı olduğunu söyler. Plakta, etiketin bittiği yerle ilk ses oluğunun başladığı yer arasındaki o boş halkaya kazınmış işaretler hangi kalıptan basıldığını verir. Dikiş makinesinde gövdedeki seri numarası üretim yılına kadar götürür. Ahşap mobilyada vida tipi ve testere izi dönem söyler. Camda kalıp dikişi, tekstilde etiket, elektronikte kondansatörün üstündeki küçük tarih kodu.

Hepsi aynı ilkenin farklı dillerdeki karşılıklarıdır. Bunu bir kez kavrayan kişi, hiç bilmediği bir kategoride bile ne soracağını bilir. Cevabı bilmez ama sorunun nerede durduğunu bilir, ki asıl beceri budur.

Bu yüzden iyi koleksiyoncular genelde tek kategoride kalmaz. Kartla başlayıp plağa, plaktan matbaa malzemesine, oradan eski ambalaja geçerler. Kategori değişir, yöntem değişmez.

Kıtlık, nadirlik ve arzu edilirlik aynı şey değildir

Koleksiyonculuğun en pahalı yanlış anlaması burada saklı.

Elli yıldır üretilmeyen bir dikiş makinesi gerçekten nadir olabilir ve buna rağmen hiçbir şey etmeyebilir. Çünkü bir zamanlar herkeste vardı, çoğu hâlâ duruyor, ağır, taşınmıyor ve isteyeni yok. Buna karşılık milyonlarca basılmış bir kart, bugüne kalanı az olduğu için ciddi para edebilir; çünkü basıldığı yıl onu alan çocuklar onu cebinde taşıdı, oynadı, eskitti, attı.

Üç ayrı sayıdan söz ediyoruz ve çoğu insan bunları tek sayı sanıyor. Kaç tane üretildi. Kaç tanesi bugün sağlam duruyor. Kaç kişi istiyor.

Fiyat bu üçünün kesişiminde oluşur, hiçbiri tek başına fiyat değildir. “Artık üretilmiyor” cümlesi tek başına hiçbir şey ifade etmez. Arzu edilirlik yoksa kıtlık sadece kıtlıktır.

Dördüncü değişken: o değeri gerçeğe çevirmenin maliyeti

Kütüphaneye dönelim bir an. Alıcının hesaba katmadığı dokuz yüz küsur kitap değersiz değildi. Her birinin bir fiyatı vardı.

Ama her yerde bulunabilen bir kitabın fiyatı için kimse arabaya binip başka şehre gitmez.

Değerin yanında dördüncü bir değişken var ve neredeyse hiç yazılmıyor: o değeri gerçeğe çevirmenin maliyeti. Yol, zaman, depo, ilan, pazarlık, kargo, alıcıyı bulana kadar geçen süre. Bir nesnenin değeri bu maliyetin altında kalıyorsa pratikte sıfırdır. Kataloğun yazdığı fiyat değil, sizin oraya gitmeye değer bulup bulmadığınız belirler.

Yığınların hep ucuza gitmesinin sebebi bu. Alıcı yığını satın almaz, içindeki üç şeyi satın alır; gerisini mecburen taşıdığı için hesaba katmaz. Ve tam da bu yüzden yığınlarda hâlâ bir şeyler kalır, çünkü kimse tek tek bakmaya değer bulmaz.

Bilgi asimetrisi ve onunla ne yapacağınız

Er ya da geç şu durumla karşılaşırsınız: karşınızdaki kişi elindekinin ne olduğunu bilmiyor, siz biliyorsunuz.

Bunu konuşmayan bir koleksiyonculuk metni eksiktir, çünkü bu durum istisna değil, işin olağan hâlidir. Bizim durduğumuz yer şu:

Bilgi emekle kazanılır. Yıllarınızı verip öğrendiğiniz şeyin karşılığını almanız meşrudur; bir nesnenin değerini bilmek de bir emektir ve karşılıksız kalması gerekmez. Ama bu, üç şeyi meşru kılmaz. Yanlış bilgi vermek. Nesneyi bilinçli olarak küçümseyerek fiyat düşürmek. Karşınızdakinin sıkışmışlığından yararlanmak.

Bunun bir de tamamen pratik tarafı var. Aynı dükkâna on yıl gidiyorsanız, adil davrandığınız için bir şey geldiğinde size önce haber verirler. Uzun vadede en iyi kaynağınız kandırdığınız satıcı değil, size güvenen satıcıdır.

Ama asıl mesele şu: bu masanın iki tarafı sabit değil.

Larry McMurtry'yi çoğu kişi romancı olarak tanır. Ömrünün büyük bölümünü ise kitap alıp satarak geçirdi; elinden bir milyondan fazla kitap geçtiğini söylüyordu. Anılarında, değerini bilmeden kırk beş dolara sattığı bir kitabın sonradan beş bin dolara satıldığını anlatır.

Bir milyon kitap elinden geçmiş bir adam. Karşı taraftaki kişi de büyük ihtimalle ona hiçbir şey söylemedi. Yani bir kategoride uzmanken bir diğerinde tam olarak o eskicinin kendisisiniz. Karşınızdakinin ne bildiğini bilmiyorsanız, ne bilmediğinizi de bilmiyorsunuz demektir.

Ve şimdi kütüphaneye son kez dönelim.

O alıcı odada ne bulduğunu söylemez. Elini o birkaç kitaba sürmez, heyecanı belli olmasın diye onlarda oyalanmaz, ayrı bir fiyat biçmez. Mirasçılar ellerinden ne çıktığını çoğu zaman hiç öğrenmez.

Söylemesi gerekir mi?

Koleksiyonu yapan şey, dışarıda bıraktıklarınızdır

Yığınla koleksiyon arasındaki fark nesnelerde değil, sınırda.

“Bu seriyi, şu yıllar arasında, bu baskıda topluyorum” diyebilen kişinin bir koleksiyonu vardır. Her gördüğünü alan kişinin bir yığını vardır. Sınır daraldıkça koleksiyon derinleşir; sınır kalktığında koleksiyon dağılır.

İleri koleksiyoncuyu tanımanın en kolay yolu budur aslında. Ne topladığını değil, neyi almadığını sorun. Cevabı netse karşınızda bir koleksiyoncu var demektir.

Sınır ayrıca koruyucudur. Bütçeyi korur, yeri korur, en çok da dikkati korur. Her çıkanı almak zorunda olmadığınızı fark ettiğiniz gün koleksiyonculuk keyifli olmaya başlar.

Ve hiç para etmeyecek şeyleri toplamak

Bir gün kimsenin umursamadığı bir şeyi toplamaya başlarsınız. Piyasası yoktur, arayanı yoktur, bir daha satamayacağınızı bilirsiniz. Ve devam edersiniz.

Bu irrasyonel değil. Koleksiyonculuğun asıl hâli bu; parayla ölçülebilen kısım istisna.

Çünkü koleksiyon bir yatırım aracı olmadan önce bir dikkat biçimidir. Dünyanın küçücük bir parçasını seçip ona düzen vermektir. Bir nesneyi kullanılma zorunluluğundan kurtarıp bambaşka bir yere, anlam alanına taşımaktır.

Bitmiş bir koleksiyon bir otoportredir. Neye baktığınızın, neyi hatırlamaya karar verdiğinizin kaydı. Bu yüzden başkasının koleksiyonu size hep biraz tuhaf gelir; çünkü sizin değil.

Bunun bir de şaşırtıcı tarafı var. Piyasası olmayan kategoriler çoğu zaman henüz piyasası olmayan kategorilerdir. Bir nesne genellikle onunla büyümüş kuşak elli yaşına gelip alım gücü kazandığında değer kazanır. Otuz, kırk yıllık bir gecikmeden söz ediyoruz. Yani bugün kimsenin istemediği şeyi toplayan kişi çoğu zaman yanılmıyor, sadece erken davranıyordur.

Ama bu, “bekle, değerlenecek” demek değil. Tam tersini gösteren bir hikâye var.

Gazeteci Dave Jamieson, seksenlerin sonu ve doksanların başında çocukken on binlerce beyzbol kartı biriktirdi. O yıllarda kartlar yatırım sayılıyordu; her paket ileride para edecekti. Yıldızların kartlarını ayrı sakladı, kutuları tavan arasına kaldırdı.

Yıllar sonra ailesi çocukluk evini sattı. Kutuları açınca artık satma vaktinin geldiğini düşündü. Kart dükkânlarının çoğu kapanmıştı. İnternette aynı dönemin kartları neredeyse bedavaydı, çünkü o yıllarda üreticiler milyarlarca kart basmıştı. Dönemin en büyük isimlerinin kartları bile birkaç dolara zor gidiyordu. Otuzlarındaki adamlar, tıpkı onun gibi, çocukluk koleksiyonunu kimse almadığı için elinde tutuyordu.

Jamieson koleksiyonunu satamadı. Servet çıkmadı, hayatına bir şey katmadı. Sadece o karton yığınının neden değersizleştiğini anlatan bir kitap yazdı. Kutular hâlâ duruyor.

Jamieson'ın kaybettiği şey kartlar değildi. Onları yanlış sebeple topladı. Değerlensinler diye topladığı için, değerlenmediklerinde elinde hiçbir şey kalmadı.

Doğrusu şu: sevdiğiniz için toplayın. O gün gelirse ikramiye olsun. Gelmezse zaten istediğiniz şeyle yaşamış olursunuz, ki koleksiyonculuğun ödemesi hep buydu.

Değerli olan aranarak bulunmaz. Dikkatle bakıldığında ortaya çıkar.

Bu bölümde ürün bağlantısı yoktur. Bilinçli bir tercih.

Bu bölüm, bir kartın ya da kitabın sahte olup olmadığını zaten ayırt edebilen okuyucu için. Konu sahtecilik değil: aynı nesnenin hangi versiyonu olduğunu ve ona sonradan ne yapıldığını okumak.

Dört ayrı kelime, dört ayrı şey

Koleksiyonda en çok karıştırılan terimler burada ve karışıklık doğrudan paraya dokunuyor.

Edisyon, dizginin kendisidir. Metin ve sayfa düzeni değişmediği sürece edisyon aynı kalır. Baskı, o dizgiden yapılan her üretim turudur; aynı edisyonun onuncu baskısı olabilir. Durum, aynı baskı içinde sonradan yapılan küçük müdahaleleri anlatır: üretim durmadan bir hata düzeltildiğinde, aynı baskının iki farklı hali piyasaya çıkar. Yayın, kitabın hangi pazara ve ne zaman sunulduğudur.

Koleksiyoncunun aradığı şey neredeyse her zaman birinci edisyonun birinci baskısıdır. Ama bazı kitaplarda asıl aranan, birinci baskının belirli bir durumudur ve o durum ilk birkaç bin nüshada kalmıştır.

Rakam dizisi

İngilizce yayınlarda künyenin bir yerinde bir rakam dizisi bulunur. Diziye bakarken aranan şey dizinin biçimi değil, en küçük rakamdır. O rakam kitabın kaçıncı basımdan geldiğini söyler. Birinci baskıda dizi birle biter; ikinci baskıya geçildiğinde yayıncı kalıptan biri çıkarır ve en küçük rakam iki olur.

Dizinin uzunluğu, düz mü sıralı mı olduğu, ortadan mı başladığı önemli değildir. Tek bir rakamı arıyorsunuz.

Üç tuzak var. Bazı yayıncılar diziye ek olarak ayrıca birinci baskı olduğunu yazar; bu durumda ikinci baskıda sadece rakam düşer, yazı yerinde kalabilir. Bazı yayıncılar hiç dizi kullanmaz, sadece ifadeyle belirtir. Ve bazıları birinci baskıyı hiçbir şekilde işaretlemez; ancak sonraki baskılar kendini ilan eder. Bu kitaplarda künyede hiçbir şey yazmıyor olması birinci baskının kanıtıdır.

Bu tablo genelleme değil örnek listesidir. Mağazadaki stoktan taranan gerçek künyelerle doldurulacak; kaynağı olmayan satır girilmeyecek.

Hangi ülke önce bastı

Bir kitabın birinci baskısı ile gerçek birinci baskısı farklı şeyler olabilir. Bir yazar önce kendi ülkesinde basılır, kitap birkaç ay ya da bir yıl sonra diğer pazara geçer. İkinci pazardaki nüsha da kendi içinde birinci baskıdır ve künyesinde öyle yazar. Ama koleksiyon değeri olan, dünyada ilk basılan olandır.

Pratik kural: yazarın ülkesine bakın. İngiliz bir yazarın kitabında aranan genelde İngiliz baskısıdır, Amerikan yazarında Amerikan baskısı. İstisnalar var ve tam da o istisnalar pahalıdır.

Bir de şu ifadeye dikkat edin: bir kitabın “bu haliyle ilk” olduğu söylendiğinde, kastedilen şey yeni bir önsözle, yeni bir çeviriyle ya da yeni bir yayıncıyla yapılmış ilk baskıdır. Metin daha önce basılmıştır. Değeri tamamen ayrı bir kategoridedir ve satıcılar bu ifadeyi bazen bilerek bulanık bırakır.

Kitap kulübü baskıları

En sık düşülen tuzak bu. Kitap kulübü baskıları birinci baskıyla neredeyse aynı görünür, künyesinde bazen aynı ifadeler durur, ama koleksiyon değeri yok denecek kadar azdır. Ayırt etmenin yolları fizikseldir: arka kapağın alt köşesindeki kabartma ya da çökertme izi, ceket köşesinde fiyatın bulunmaması, kitabın normalinden bir tık küçük olması, kâğıdın daha ince olması ve kitabın elde beklenenden hafif gelmesi.

Bu maddelerin tek başına hiçbiri kesin değil. Ama ikisi bir aradaysa kitabı yeniden değerlendirin.

Ceket

Yirminci yüzyıl ve sonrası kitaplarda değerin büyük kısmı çoğu zaman kitapta değil, üzerindeki kâğıt cekettedir. Cekedi olmayan bir birinci baskı ile cekedi sağlam olanı arasındaki fark kat kat olabilir.

Bu yüzden ceket ayrı incelenir. Fiyatın kesilmiş olması: hediye edilirken fiyat köşesi makasla kesilirdi ve kesik ceket, sağlam ceketin epey altında değerlenir. Ceketin kitaba ait olup olmadığı: aynı kitabın sonraki baskısından alınmış bir ceket birinci baskının üstüne geçirilebilir, ceketin üstündeki fiyat künyedeki baskı bilgisiyle tutarlı olmalıdır. Ve sonradan üretilmiş replika ceketler: kâğıt dokusu ile baskı çözünürlüğü ele verir.

Durum işaretleri

Bazı kitaplarda birinci baskının içinde bile ayrım vardır. Basım sürerken bir yazım hatası fark edilir, bir sayfa numarası düzeltilir, bir isim değiştirilir. Düzeltmeden önce basılanlar ayrı bir grup oluşturur ve genellikle daha azdır.

Bunlar kitaba özeldir, genel kural yoktur; öğrenilme yolu tek tek bibliyografyaya bakmaktır. Ama bilmeniz gereken şey şu: elinizdeki kitabın böyle bir işareti olup olmadığını sormayı akıl etmek. Çoğu insan aklına bile getirmez.

Tanıtım nüshaları ve kalan işaretleri

Yayından önce basılan ve basına dağıtılan nüshalar ayrı bir kategoridir. Genelde kâğıt kapaklı, düzeltilmemiş metinli ve az sayıdadır. Kimi kitapta ticari baskıdan daha değerlidir, kimi kitapta hiçbir şey etmez.

Kalan işareti bunun tersidir. Satılmayan stok elden çıkarılırken alt kenara sürülen kalem ya da sprey izi. Kitabın kendisini değiştirmez ama koleksiyon değerini düşürür ve geri alınamaz.

Çizgi romanda dağıtım kanalı

Amerikan çizgi romanında aynı sayının aynı ay içinde iki versiyonu basılırdı. Biri çizgi roman dükkânlarına, diğeri markete ve bayiye giden nüsha. Fark kapağın alt köşesinde görünür.

Koleksiyon açısından asıl mesele şu: dükkândan alan kişi korumak için alıyordu, bayiden alan okumak için. Bugüne kalma oranları bu yüzden çok farklıdır. Bazı dönemlerde daha az basılmış versiyon piyasada daha kolay bulunur, çok basılmış olan neredeyse yok olmuştur.

Bunun bir de fiyat varyantı katmanı var: aynı sayı başka bir ülkede satılmak üzere farklı para birimiyle basıldığında ayrı bir versiyon doğar ve bu versiyonların bir kısmı çok az sayıdadır.

Kısaca Türkçe baskılar

Türkçe kitaplarda künye çoğunlukla basım bilgisini ve tarihini açıkça verir; sonraki baskılarda bu liste birikerek uzar. Yani tespit İngilizceye göre kolaydır.

Ama künye iddiadır, kanıt değil. Yayınevi adresi ve logosu, kapak tasarımı, ISBN'in biçimi ve kapaktaki basılı fiyat birbirini tutmuyorsa künyeye güvenmeyin.

Kısaca Japonca ciltler

Japon yayıncılığı edisyon ile baskıyı ayrı satırlarda belirtir, bu yüzden tespit nettir. Asıl mesele obi bandıdır. Cildin altını saran o ince kuşak reklam malzemesidir ve okuyucuların çoğu atar; kalmış olanı bu yüzden değerlidir. Obili ve obisiz nüsha koleksiyoncu için iki ayrı üründür.

Obi ayrıca tarih verir, çünkü üstündeki metin o anki kampanyaya ya da uyarlamaya gönderme yapar. Yırtık bir obi hiç olmamasından iyidir, ama fark fiyata yansır.

Bir sayının gerçek olup olmadığına karar vermek.

İstenen fiyatla gerçekleşen satış arasındaki fark. Likidite katmanları ve bir kartın kaç günde nakde döndüğü. Kurun yerel fiyatı nasıl saptırdığı. Population report okuma. Grading gönderiminin başabaş noktası. Sealed ürünün değer sürücüleri ve aşırı basılmış modern setlerin neden değerlenmediği.

Bu bölüm hazırlanıyor.

Arşiv seviyesinde saklama.

PVC'siz saklama ve plastikleştirici göçü. Asitsiz ve lignin'siz karton. Mylar ile polipropilen farkı. Hedef bağıl nem aralığı. Sıcaklık dalgalanmasının yoğuşma üzerinden neden nemden tehlikeli olduğu. UV filtreleme. Foil kıvrılması. Ve İstanbul: rutubet, deniz havası, su baskını riski, depolama yüksekliği, deprem için raf seçimi.

Bu bölüm hazırlanıyor.

Kayıt, sigorta, devir ve bir gün elden çıkarma.

Katalog disiplini ve sigorta için fotoğraflama standardı. Konut poliçelerinin koleksiyonu genelde kapsamaması. Devir ve miras planlaması. Satış kanalları ve komisyon yapıları. Zamanlama, rotasyon, reprint riski. Ve ne zaman satılmaz.

Bu bölüm hazırlanıyor.

ideasoft e-ticaret paketleri ile hazırlandı.