Heykeltıraş
DAVID, SANATI UĞRUNA HAYATINI VERİYOR — kelimenin tam anlamıyla. Ölüm ile yaptığı bir anlaşma sayesinde genç heykeltıraş, çocukluk hayaline kavuşur: Sadece çıplak elleriyle, hayal edebildiği her şeyi yontabilme yeteneği. Ancak artık yaşayacak yalnızca iki yüz günü kaldığını bildiğinden, ne yaratacağına karar vermek sandığından çok daha zor olur. Üstelik hayatının aşkıyla son anda karşılaşması, işleri hiç kolaylaştırmaz. Bu, arzunun aklın sınırlarına — ve ötesine — taşındığı bir hikâye. Genç aşkın telaşlı, sakar adımlarıyla; dünyanın en büyük şehrinin, sokak seviyesinden çizilmiş görkemli bir portresi iç içe geçiyor. Gündelik hayatın küçük, sıcak, insani anlarını anlatırken, yüzeyin hemen altında kabaran büyük güçleri de gözler önüne seriyor.